Celladına Aşık Olmak ve Müslümanların Kısırlığı

23/03/2019    Yazarlarımız Emrullah ÜNAL Köşe Yazıları   

Celladına Aşık Olmak ve Müslümanların Kısırlığı

Dünya üzerinde Müslümanlar kadar zulüm gören ancak Müslümanlar kadar kendisine zulmedenleri besleyen başka bir topluluk görmek herhalde imkânsızdır. Doğu Türkistan’dan Yemen’e, Afganistan’dan Irak’a, Kafkaslardan Suriye’ye kadar hemen her coğrafyada zulüm ve işgal altında bulunmalarına rağmen adeta celladına aşık olmuş gibi düşmanlarını kendi eli ile besleyen, kendisine sıkılan kurşunun parasını yine kendisi ödeyen başka bir millet maalesef yok.

İbni Haldun yaklaşık 1.000 yıl önce yazdığı eserinde “yenilenler yenenleri taklit eder” buyurmuş. Öyle ki bu durum Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz tarafından bir hadisi şerifinde “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/ kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.” Sahabeyi Kiram Efendilerimizin "Ya Resûlellah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?" diye sorması üzere Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu:  “Ya başka kimler olacaktı?” (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6). Şuan yaşadığımız bu durum bir ciheti ile Peygamber Efendimizin (S.A.V.) hak Peygamber olduğunu ispat etse de bizim mesuliyetimizi azaltmaz.
 
Bu nedenle özellikle son 200 yıldır gelişme adına batıyı kötü bir taklitten öteye gitmeyen, dinimizin meşru kıldığı hususları değil de sadece hayat tarzlarını örnek alarak onlar gibi gelişmiş olacağımızı zannettik. Oysa insanın genelde, Müslümanın ise özelde aradığı her şey dinimiz İslam’da mevcut iken, biz dinimizi bilmediğimizden yaşadığımızı din zannettik. İşin daha acı tarafı iyice hazıra alıştık ve tembelleşerek sadece tüketici olduk. Böylelikle gıdadan cep telefonuna, kredi kartından ödeme sistemine, ilaçtan sarf malzemelerine kadar temel tüketim maddelerinde dahi Yahudi ve batılılara bağımlı hale geldik. Bunun sonucunda ise celladına aşık olmuş misali kendimize yapılan zulmü kendimiz finanse eder hale geldik.
 
Müslüman topluluğun en büyük zafiyetlerinden biri kısırlığıdır. Bu kısırlık tarımsal üretimden teknolojiye hatta fikirsel alanlarda dahi çok bariz bir şekilde görülmekte ve Müslüman topluluklar tarafından en acı şekilde hissedilmektedir. Belki dünyanın en zenginlerin arasında ilk 10 sırada 3-4 tane Müslüman kökenli insan bulabilirsiniz. Ama onların dahi zenginliklerine bakıldığında bir şey üretmekten ziyade var olan petrol vb doğal kaynaklar nedeniyle bu servetlerini elde ettiklerini görürsünüz. En ufak bir ekonomik krizde bırakın ileri teknolojik ürünleri gıdadan temizlik maddelerine kadar hemen her alanda kriz yaşanmasının temel nedeni Müslümanların üretmeden tüketmeye alıştığı bu kısırlığıdır.
 
Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başladığı dönemden itibaren dünyayı batı dünyası ve onları parmaklarında oynatan Yahudiler yönetiyor.  Bankacılık ve finans başta olmak üzere hemen hemen tüm üretim araçlarını kurdukları mekanizmalarla ya doğrudan veya dolaylı olarak Yahudiler ve onların kuklaları yönetmekte. Bugün her ne kadar Çin gerek nüfus gerekse de teknolojik bakımdan batıyı zorlar hala gelmişse de işin esasına bakıldığında Çin’i bugünlere getiren ve Çin’de bulunan başta büyük teknolojik şirketler ile bankaların arkasında yine tanıdık bir elin yani Yahudilerin bulunduğunu kolaylıkla görebilirsiniz. Yahudiler, kendi sapık inançları doğrultusunda bir yandan bütün insanlığı ifsat ederken, ayı zamanda hemen hemen bütün finans ve üretim araçlarını ellerinde bulundurarak insanlığı modern köle haline getirmekte ve sömürmektedirler. Kafir kafirliğini, şeytan şeytanlığını yapmakta ama ya biz? Biz üzerimize düşen sorumlulukları yerine getiriyor muyuz acaba?
 
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V) bir hadisi şeriflerinde; “Düşmanınızın silahı ile silahlanın” buyurmuş. Bu hadis maddi anlamda top, tüfek, füze vs gibi savaş malzemelerinin yanında Müslümanların zor duruma düşmemesi için gerekli olan tüm unsurları da içerir diye düşünüyoruz. Çünkü bugün küfür tek millet olarak, Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonra sahipsiz kalmasının da etkisiyle, Müslümanlara karşı hemen ortak hareket edebilmekte, gerek silahlı müdahele ile doğrudan gerekse gıda, gerek temizlik maddeleri gerekse de diğer yaşam malzemelerinin arz ve fiyatını manipüle ederek dolaylı olarak Müslümanlara müdahale etmektedir. Bu sayede Müslüman ülkelerde karışıklıklar çıkararak onların madden ve manen yıpranmasına, güçlerinin kaybolmasına, sonunda diz çökerek emperyalistlerin emellerine hizmet edecek şekilde ülkelerinin yeniden dizayn etmektedirler. O zaman düşmanın silahı füze ise füzeyle, tank ise tankla, ilaç sanayi ise ilaç üretmekle, gıda ise kendi gıdamızı üretmekle mükellef değil miyiz? Neden bu kadar teslimiyetçi neden bu kadar vurdumduymaz ve hazırcı hale geldik ki?
 
Dünyayı yöneten esasına bakıldığında bir avuç yahudi. Yahudilerin toplam sayısı belki 50 milyon bile yok. Ayrıca 62 yahudinin toplam serveti dünyanın yarısına eşit ve tohumdan ilaca, elektronik eşyadan, sosyal medyaya, bankadan ödeme sistemine kadar hemen hemen tüm hayati alanları bu bir avuç Yahudi ve bunların şirketleri yönetmekte. Bunda bir yanlışlık yok mu sizce de? Ve bu 62 kişinin hemen hemen tamamının Yahudi veya Yahudilerle işbirliği yapan kişilerden oluşması sizce bir tesadüf mü? Esasen bunların olup da resmiyette başkalarının gözüken fakat kontrolü bunlarda olan servetlerde eklendiğinde 62 kişinin toplam serveti dünyanın yarısından çok daha fazlasına tekabül ettiği artık bir sır da değil.
 
O zaman ne yapmak lağzım? Yapılacak iş çok basit aslında; az konuşup çok çalışmak, helalinden ve aldatmadan ve aldatılmadan kendi kendimize her alanda yeterli hale gelmek. Bu husus Müslümanlar üzerine bu bir görevdir. Yapılmazsa da vebaldir. Ayrıca sadece bizim için değil tüm insanlık için de insanlığı sömüren ve ifsat eden, bir nevi insanları modern köle haline sokan bu asalaklardan kurtulmak gerekiyor.  İşe nerden başlamak gerekir diyorsanız yahudinin taptığı ve esas gücünü aldığı can damarı olan para ve ödeme sistemlerinin yerlileştirmesinden başlamak gerekiyor. Çünkü paranın kontrolü bu azgın azınlığın elinde olduğu sürece her türlü manipülasyon ve spekülasyonla diğer üretim araçları bir şekilde satın alınıp ülkeler zor duruma düşürülebiliyor.
 
Bu nedenle başta Türkiye olmak üzere tüm İslam ülkelerinin kendi ödeme sistemlerini kullanmaları, alışverişte dolar yerine yerli ve milli paralarını veya herkesin ortak değeri olan altını baz alarak yeni bir ortak parayı kullanmaları gerekmektedir. Ödeme sistemlerinde de kendi ortak kartlı ödeme sistemlerini veya İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde oluşturulacak yeni bir kartlı ödeme sistemini kullanmaları, ikili anlaşmalarla bu sistemin tüm üye ülkelerde geçmesini sağlamaları gerekmektedir. İsterseniz yazımızı daha fazla uzatmama adına bu yazı dizimizin ikinci yazısı yerli ve milli ödeme sistemlerinin önemi kapsamında gelecek yazımıza bırakalım.
 
Saygılarımla…
Emrullah ÜNAL
 
 
 


yorum yap


UA-126688084-1