DOSTU İNCİTMEK 2

19/01/2019    Yazarlarımız Emrullah ÜNAL Köşe Yazıları   

DOSTU İNCİTMEK 2

2016 yılının şubat ayında yani hain darbe girişiminden yaklaşık 5 ay önce kaleme aldığım “Dostu İncitmek” başlıklı yazımızı o dönem için FETÖ’cü hainlerin devlette çok etkin olmasına karşılık devletin kendini koruma refleksi ile tüm cemaat ve grupları dışlaması nedeni ile kaleme almıştık. FETÖ’cü hainlerin devlette kılıktan kılığa girerek kendilerini korumasına karşılık dışlanan ve hor görülen kesimin hükümete esas desteği veren ehli-sünnet cemaatler olduğunu belirtmiştik. Devlette esas olanının liyakat ve sadakat olduğunu, bu iki unsur yoksa birilerinin belli grup veya cemaate bağlı olması nedeniyle bir yerlere getirilmesinin yanlış olduğunu, ancak nasıl ki birilerinin sırf belli bir gruba üye olması nedeniyle bir yerlere getirilmesi yanlış ise devlete sadakati ve liyakati tam olmasına karşılık bireylerin sırf bir cemaate bağlı olmasından dolayı dışlanmasının ve görevden alınmasının da yanlış olduğunu ifade etmiştik.

15 Temmuz darbe girişimi olduğunda Ankara’da yeni taşındığımız evin yerleştirme işlemlerini bitirmeye çalışıyorduk. O gece darbe girişimi olduğunda arkadaşlarımı arayarak neler olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan endişe ederken diğer yandan da neler yapılabilir telaşı ile sağa sola koşuşturuyorduk. Cumhurbaşkanımızın sokağa daveti sonrasında ilk önce MİT’e daha sonra da Külliyeye gittik. Üzerimizden onlarca kez uçak ve helikopter geçmesine rağmen hiç kimse bulunduğu yeri terk etmiyordu. Derken gecenin ilerleyen saatlerinde bir uçak önce bir ses bombası attı ve bu bomba Külliyenin duvarına çarparak orada oturmakta olan iki vatandaşımızı yaraladı ve ağaçların birinde yangına sebep oldu. Daha sonra sabah gün ağardığında iki uçak gelerek önce Jandarma Genel Komutanlığını kuşatmış olan polislere ait TOMA ve diğer araçları bombaladı, daha sonra da Millet Cami’sinin hemen yanındaki yere bomba bırakarak birçok vatandaşımızın şehit olmasına neden oldu. Bu sırada biz yukarı tarafta olduğumuzdan bizlerde herhangi bir yaralanma olmadı. Ama kolları jiletli, normalde görsen serseri diyeceğin bir genç şoka girmiş bir halde “abi arkadaşım öldü”, “abi arkadaşım öldü” diye diye yanımıza geldi. Genci oturtup sakinleştirdikten sonra ailesini araması için telefonumuzu verdik ve ailesini aradı. Su içip ilk şoku atlattıktan sonra “abi savaşmadan ölmeyelim” diyerek koşarak polislerin yanına gitti. Bu benim bizzat gözlerimle gördüğüm ve 15 Temmuz gecesi beni en çok etkileyen olaylardan birisiydi.

O gece kim vardı dışarıda: Ehli-sünnet dini cemaat mensupları, dindar insanlar ve genç ülkücü vatandaşlarımız. Kimse kimseyi kandırmasın sol kesimde dışarı çıkan sayısı önemsenmeyecek kadar azdı, hele ki külliyenin orada ben hiç görmedim. Peki, bu insanlar buraya bir makam veya mal elde etmek için mi gitmişlerdi? HAYIR. Birçoğu gazi veya şehit yakınlarına maaş bağlandığından veya işe alındığından dahi habersiz sırf Allah rızası için vatana zarar gelmesin diye dışarı çıktılar. Peki, sonuç ne oldu? Durun ben söyleyeyim, o gece dışarı çıkanlar bugün maalesef devlet işlerinde de dışarıda bırakılmaya başlandılar. Bu durum 17-25 Aralık sürecinde de yaşanmış ve devlette herhangi bir cemaate bağlı olan hemen hemen herkes bunlarda FETÖ gibi olur paranoyası ile görevden alınmışlardı. Bu kişiler tüm kırgınlıklarını 15 Temmuz akşamı geride bırakarak söz konusu vatan olunca canları pahasına devletimizi ve meşru hükümetimizi savundular. Yetmedi referandumda EVET çıkması için açıkça destek verdiler ve seçimlerde de yapılan bunca hataya rağmen desteklerini yine de esirgemediler.

Ancak artık bu kesimde de ülkücü camiada da bir bıkkınlık ve nedeni açıklanamayan dışlanmışlıktan kaynaklanan bir kırgınlık mevcut. Sosyal medyada bugün Ak Partiye oy vermeyenler zaten hiç vermemişti sözü bazı kişiler için doğru olabilir ama ehli-sünnet cemaatler için asla söz konusu olamaz. Hatta şunu söyleyeyim yapılan hatalara ve birçok adayın liyakatsizliğine rağmen nasıl ki 24 Haziranda destek verdilerse içlerinden birçoğu yerel seçimlerde de kerhen de olsa yine destekleyecekler. Ayrıca onlar FETÖ’cü hainler gibi Cumhurbaşkanımıza beddua da etmiyorlar. Bilakis dualarında hep Allah’ım idarecilerimize feraset, basiret ve adalet lütfeyle, memleketimizi her türlü kaza, bela ve musibetten muhafaza eyle diye dua etmektedirler.

Fakat bu durum nereye kadar bu şekilde gider bilemiyorum. Şahsen ben başkanlık sisteminde başta Bakanlar olmak üzere idarecilerin siyasetin etkisinden kurtularak daha ehil ve dünya görüşü olarak Ak Partinin tabanına daha uygun kişilerden oluşacağını zannederken, birkaç Bakanlık hariç, atamalarda maalesef durum hiç de beklediğimiz gibi liyakat esasına göre gerçekleşmedi. Bürokrat atamalarında da benzer durum ortaya çıktı. Muhafazakâr kesim dışlanırken liberal ve hatta sol düşünceli kişiler atanmaya devam etmektedir.

Geçenlerde bir üniversitenin genel sekreterini arayıp telefonda selam verdiğimde sanki rüşvet vermişim gibi selamımı almadığını görünce kimdir bu kişi diye araştırma gereği duydum. Google da kısa bir aramadan sonra bu kişinin Gezi olaylarında “yetiştirdiğimiz çapulcularla gurur duyuyoruz” diye pankart açan kişi olduğunu öğrenince şaşırdım. Acaba ne zaman atanmış diye baktığımda ise 2016 yılının Aralık ayı olduğunu gördüm. Hayretlerim ve hayal kırıklığım daha da arttı, çünkü darbeden 5 ay sonra gezici biri üniversitenin idari personellerinin başına getirilip ehli-sünnet cemaatler dışlanıyorsa bu durum ortada çok ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir.

Oysaki FETÖ Kemalist kesimin gayri meşru çocuğudur. Yaptığı dine uygun olmayan birçok hareketin toplum tarafından görmezlikten gelinmesinin en önemli nedeni Kemalist kesimin özellikle 28 Şubat sürecinde dindar insanlara yapmış olduğu zulümlerdir. Ancak 17-25 ve 15 Temmuzdan sonra sanki bunlar masum tüm cemaatler suçluymuş gibi atamalarda bunlara öncelik verilip dindar insanlar dışlanırsa Ak parti gerçekten dostunu çok fazla incitmiş olur. Yapılan esaslı hatada işte bu. İnsanlar görevden liyakatli de olsa belli bir süre sonra alınabilir, bunda herhangi bir sıkıntı yok. Ancak yerine getirilen kişilerin en azından giden kadar liyakatli ve devlet malını beytül mal olarak gören kişilerden olması gerekir. Fakat uygulamada maalesef bu hususa çok fazla riayet edilmediği üzülerek görmekteyiz.
Kesinlikle yanlış anlaşılmasın ben ehliyet ve liyakat sahibi olmayan birinin herhangi bir cemaate veya gruba bağlı olması nedeniyle bir yerlere atanmasını savunmuyorum.  Aksine liyakat ve sadakati yoksa kendi öz çocuğum dahi olsa kimse bir yerlere atanmamalı. Ama sırf gönül dünyasını imar etmek adına bir gruba bağlı olanlardan liyakatinden ve sadakatinden şüphe yoksa sırf bu nedenle ötekileştirilmesin, dışlanmasın demek istiyorum. Bizim anlatmak istediğimiz şey bu.

Ak Parti artık kendi kendine bir çeki düzen vermeli ve kendi tabanını küstürmekten vazgeçmeli. Atamalarda liyakati, ehliyeti ve sadakati esas almalı ve devlete sadakati tescillenmiş kişileri meşrebi, mezhebi veya cemaati ne olursa olsun dışlamamalı. Yoksa sonuç hem Ak Parti için hem de ülkemiz için hiç de iyi olmayabilir.

Son söz olarak, her ne kadar vatandaşlarımızda bir ders verme adına yerel seçimlerde sandığa gitmeme veya oy vermeme eğilimi ağır bassa da yapılacak bir hatanın sonuçlarının nereye gideceği belli olmadığından, yapılan bunca hataya rağmen Cumhur İttifakını desteklemenin daha doğru olduğunu düşünmekteyim. Açıkça söyleyeyim seçimlerin 31 Mart’ta olması bana ürkütücü gelmekte. Dualarımda Ya Rabbi bizlere ikinci bir 31 Mart vakası yaşatma diye etmekteyim. Bu nedenle Müslüman uyanık olmalı, şahsi kırgınlıklarını bir kenara bırakmalı ve her zaman olduğu gibi hayırlı olan işlerde en hayırlısını, şerli olan işlerde de ehveni şer olanı seçmeli. İttifakların kompozisyonuna bakıldığında bunun hangisi olduğunu anlamak herhalde çok zor olmasa gerek. Erdoğan düşmanlığı hiç bir araya gelmeyecek olanları bir araya getirmişse, yapılan onca hataya rağmen hükümeti ve Cumhur ittifakını desteklemenin gerekliliği açıkça gözükmekte. Ancak Hükümette ne olursa olsun benim alternatifim yok anlayışından ve kendi tabanını üzmekten vazgeçmeli, atamalarda liyakat ve sadakat kriterini tutturan herkesi kuçaklamalıdır. Rabbim yar ve yardımcımız olsun ve milletimize bir daha 31 Mart vakası yaşatmasın inşallah.

 
Saygılarımla
Emrullah ÜNAL
 
 


yorum yap


UA-126688084-1