Kamuda Yeniden Yapılandırma İhtiyacı 3: İl, İlçe ve Belediyelerin Yeniden Yapılandırılması

08/11/2018    Yazarlarımız Ömer DEMİRDAŞ Projeler   

Kamuda Yeniden Yapılandırma İhtiyacı 3: İl, İlçe ve Belediyelerin Yeniden Yapılandırılması

İl ve İlçelerin Yeniden Yapılandırılması

Bilindiği üzere ülkemizde ilçeler, Türkiye'de illerden sonraki gelen idari bölümlerdir. Her il birden fazla ilçeden oluşmaktadır. İl merkezleri de bir ilçe oluşturmakta olup il merkezleri merkez ilçe olarak adlandırılmaktadır. Büyükşehir belediyesi olan il merkezleri ise birden fazla merkez ilçeden oluşmaktadır. Türkiye'de 1999 yılında Düzce'nin il olması ile beraber 81 il ve bunlara bağlı toplam 919 ilçe bulunmaktaydı. 2013'den sonra bu sayı 957'ye çıkmıştır.
 
Ülkemiz idari teşkilatlanmasına önemli bir yeri bulunan il ve ilçeler 10.06.1949 tarih ve 5442 sayılı İl İdare kanununa göre faaliyet göstermektedirler. Söz konusu kanunun 2 inci maddesinde il ve ilçe kurulmasının, kaldırılmasının, adlarının değiştirilmesinin, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesinin kanun ile olacağı açıkça hükme bağlanmıştır.
 
“Madde 2 – İl, ilçe ve bucak kurulması, kaldırılması, adlarının, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesi ve değiştirilmesi aşağıda gösterilen şekilde yapılır:
 
A)     İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi, bir ilçenin başka bir il'e bağlanması kanun ile; … yapılır.” denilmektedir.
 
Aynı kanunda Bakanlıkların kuruluş kanunlarına göre illerde lüzumu kadar teşkilat bulunacağı, bu teşkilatın her birinin başında bulunanların il idare şube başkanları olduğu, Kaymakamların, ilçede Hükümetin temsilcisi olduğu, ilçelerin genel idaresinden kaymakamların sorumlu olduğu ve Bakanlıkların kuruluş kanunlarına göre ilçede lüzumu kadar teşkilatı bulunacağı belirtilmiştir.

Görüleceği üzere 5442 sayılı kanunda gerek il idaresinde gerekse de ilçe idaresinde o beldede gerekli hizmetlerin sunulması için gerekli olan birimlerin kurulacağı da belirtilmiştir. Örneğin ilçe kurulduğunda o beldedeki vergilerin toplanması için mal müdürlüğü, sağlık hizmetlerinin sunulması için devlet hastanesi, bir adet devlet bankası ve gerekli olan diğer kuruluşların kurulması mecburidir. Bu nedenle il ve ilçe kurulması ülkemizde yerel kalkınma ve gelişmişliği sağlamanın bir yolu olarak görülmüş ve özellikle 1990’lı yıllarda seçimlerin çok sık yapılmasının da etkisiyle siyaset çevreleri tarafından esasen ilçe olamayacak büyüklükteki birçok belde ilçe yapılmıştır. Bu dönemde ülkemizde bir il ve ilçe olma yarışı başlamış ve 1990’lı yıllara kadar 67 olan il sayısı 81 ilçe sayısı da 919’a çıkmıştır. Son yıllarda 14 yeni büyükşehir kurulması ile birlikte toplam ilçe sayısı 957’e çıkmıştır.

Elbette gerek il ve ilçe olan idari birimlerde il ve ilçe olmanın gerektirdiği hizmetleri yerine getirebilmek için yapılacak olan hizmet birimleri o beldenin kalkınmasına katkıda bulunmaktadır. Ayrıca bu birimler için istihdam edilecek olan personelin o belde de oturması, alışveriş yapması ve hayatını idame etmek için yapacağı harcamalar da o beldelerin ekonomik kalkınmasını desteklemektedir. Ancak, özellikle 1990’lı yıllarda bir furya şeklinde artan il ve ilçe sayısı ekonomik kalkınmayı yeterince sağlayamadığı gibi kaynakların etkin, ekonomik ve verimli olarak kullanılmasına da engel olmaktadır. Örneğin Burdur’un Çeltikçi ilçesi 1990’lı yıllarda seçim vaatleri kapsamında ilçe yapılmıştır. Daha önce Bucak ilçesinin bir kasabası olan söz konusu beldenin merkez nüfusu kurulduğu yıllarda 2.900, ilçe yapılmadan önce bağlı olduğu Bucak ilçesine uzaklığı ise sadece 12 Km’dir. Aynı şekilde Çeltikçi’nin Burdur’a il merkezine uzaklığı da 33  km’dir.

Söz konusu örneğimizde de görüleceği üzere gerek nüfus gerekse de daha önce kurulmuş idari birimlere uzaklık bakımından bu beldemizin ilçe yapılmasının gerek ülke ekonomisine gerekse de belde ekonomisine herhangi bir katkısı olmayacağı açıktır. Nitekim, kurulduğu yıllarda 2.900 olan merkez nüfusu 2014 nüfus sayımında 2.118’e, köyleri dahil toplam nüfusu da 10.266’dan 5.375’e düşmüştür. Diğer bir deyişle söz konusu ilçenin kurulması o belde de nüfus kaybının önüne geçememiş ve 20 yıllık süre zarfında ilçenin merkez nüfusu yaklaşık % 30, toplam nüfusu da % 50 azalmıştır.

Ulaşım hizmetlerinin gelişmediği Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardan 1990’lı yıllara kadar bu tarz beldelerin ilçe ve/veya il yapılmak suretiyle kalınmasını sağlamak veya o belde halkına gerekli hizmetleri sunmak için idari yapılanmaya gitmek doğru bir yaklaşım olabilir. Ancak, özellikle 2000’li yılların başından itibaren ülkemizin kalkınması çok hızlanmış, ulaşım hizmetleri son derece artmış, internet başta olmak üzere bilişim sektörünün gelişmesiyle köyler ile iller arasındaki mesafeler daha da kısalmıştır. Bu nedenle ülkemizin stratejik öneme haiz olan bölgeler hariç gerek ekonomik gerekse de nüfus bakımından yetersiz olan yerleşim birimlerini il ve/veya ilçe yaparak kalkındırmaya çalışmaktan vazgeçmesi ve hatta kamu da yeniden yapılanma çalışması kapsamında nüfus ve ekonomik bakımından yetersiz olan ilçeleri gerek kapatarak gerekse de birleştirme yaparak konsolide etmesi gerekmektedir.

Aşağıda yer alan tabloda 2014 nüfus sayımına göre merkez nüfusu 5.000’in altında olan ilçeler ve bağlı oldukları iller verilmiştir. Söz konusu tabloda yer alan bilgileri özetlemek gerekirse Türkiye’de 6 ilçemizin merkez nüfusu 1.000 kişinin altında, 18 ilçenin 1.000.ile 1.500 arasında, 34 ilçenin 1.500 ile 2.000 arasında, 32 ilçenin 2.000 ile 2.500 kişi arasında 37 ilçenin 2.500 ile 3.000 arasında 70 ilçenin 3.000 ile 4.000 arasında ve geri kalanının da 5.000’in altında olduğu görülmektedir. Diğer bir ifade ile ülkemizde bulunan ilçelerin 6 tanesinin nüfusu 1.000’in altında, 58 adedinin 2.000’inin altında, 125 adedinin 3.000’inin altında, 195 adedinin 4.000’in altında ve 222 adedi ise 5.000’inin altındadır. Burada dikkati çeken diğer bir nokta ise söz konusu ilçelerin % 90’dan fazlasının nüfusu azalma eğiliminde olup hemen her sayımda aşağıya doğru gittiğidir.

 
Bazı İlçelerin Merkez ve Toplam Nüfusları
  İl İlçe Merkez Nüfusu Köy Nüfusu Toplam Nüfus
1 Karabük Ovacık 621 2.547 3.168
2 Çankırı Bayramören 627 1.919 2.546
3 Kırklareli Kofçaz 731 1.976 2.707
4 Konya Ahırlı* 809 3.913 4.722
5 Kırıkkale Çelebi 913 1.405 2.318
6 Bilecik Yenipazar 975 2.131 3.106
7 Bingöl Yayladere 1.001 956 1.957
8 Bilecik İnhisar 1.007 1.603 2.610
9 Kırşehir Akçakent 1.007 3.177 4.184
10 Eskişehir Han* 1.040 1.000 2.040
11 Kilis Polateli 1.069 4.237 5.306
12 Sinop Saraydüzü 1.115 4.017 5.132
13 Kilis Musabeyli 1.142 12.820 13.962
14 Rize Hemşin 1.254 929 2.183
15 Kütahya Dumlupınar 1.260 1.726 2.986
16 Çorum Laçin 1.284 3.796 5.080
17 Çorum Boğazkale 1.290 2.774 4.064
18 Kastamonu Doğanyurt 1.304 5.160 6.464
19 Bolu Kıbrıscık 1.343 2.118 3.461
20 Sivas Gülova 1.349 1.912 3.261
21 Sivas Doğanşar 1.400 1.614 3.014
22 Amasya Hamamözü 1.460 2.596 4.056
23 Rize Çamlıhemşin 1.466 4.814 6.280
24 Bingöl Yedisu 1.473 1.484 2.957
25 Konya Yalıhüyük* 1.500 166 1.666
 
Yukarıda yer alan tablodan da anlaşılacağı üzere mevcut idari yapılanmamız kapsamında ekonomik olarak kalkınması için ilçe yapılan beldelerde amaçlanan kalkınma sağlanamadığı gibi nüfus azalmasının önüne de geçilememiştir. Çünkü söz konusu beldelerin ekonomisi genel olarak tarıma dayalı olup hizmet sektörünün gelişmesine uygun değildir.  Sanayi kapsamında da yatırım olmadığından özellikle okumakta olan genç nüfus bu bölgelerde daha büyük il veya ilçelere göç etmektedir. Dahası ulaşım hizmetlerinin gelişmesi nedeniyle söz konusu ilçelerde oturması beklenen memurlarda daha büyük yerleşim merkezlerinde ikamet ederek her gün geliş gidiş yapmakta, bu beldelerde daha az harcama yaptıklarından ekonomik katkıları her geçen gün azalmaktadır.

Anlaşılacağı üzere nüfus ve ekonomik büyüklük bakımında ilçe olmaması gereken yerlerin ilçe yapılması istenilen faydayı sağlayamamıştır. Ancak, söz konusu idari birimlerde bulunması zorunlu olan devlet bankası, hastane, ilçe tarım ve diğer idari birimler hala faaliyet göstermektedir. Başta banka ve hastane olmak üzere bu bölgelerde kurulan idari birimlerin kaynakların etkili ekonomik kullanılması ilkesine aykırı olduğu açıktır. Çünkü nüfusu 1.000’in altında olan yerlerde banka ve sağlık kuruluşu kurmak rantabl değildir. Bu ise kaynakların israf edilmesi ile aşağı yukarı aynı anlama gelmektedir.

Söz konusu benzer durum iller hakkında da söylenebilir. Ülkemizde hemen her bölgede bazı illerin fazla gelişmesi diğer illerin gelişmesine ket vurmuş ve bu illerde yaşayan nüfus, ekonomik olarak daha hızlı büyüyen iller için insan kaynağı olmanın ötesine genellikle geçememiştir. Örneğin iç Anadolu bölgesinde temel olarak Ankara, Konya, Kayseri ve Eskişehir gelişmiş, bu illere yakın olan başta Yozgat, Çankırı ve Kırşehir olmak üzere diğer iller ise genellikle bu illere göç veren şehirler olarak kalmıştır. Bu durum ise büyükşehirlerin daha da büyümesine daha küçük bazlı şehirlerin ise ya aynı kalmasına veya küçülmesine sebep olmaktadır.

İlçeler hususunda değinilmesi gereken bir diğer husus ise ilçe merkezlerinde bulunan belediye teşkilatlarıdır. Bilindiği üzere nüfusu 2.000’in altında olan belde belediyeleri kapatılmıştır. Ancak ilçe merkezleri olan yerler nüfusu 2.000’in altında dahi olsa varlıklarını sürdürmektedirler. Oysaki benzer düzenleme bu ilçeleri de kapsayacak şekilde yapılsa idi bugün itibariyle en az 58 ilçe belediyenin kapatılması gerekmektedir. Çünkü 2014 nüfus sayımına göre 58 ilçenin nüfusu 2.000’in altındadır. Nüfus açısından bakıldığında dikkati çeken diğer bir husus da nüfusu 5.000’in altında olan ilçelerin % 95’inin nüfuslarının yıllardır azalma trendinde olduğudur. Yakın bir gelecekte eğer çok önemli bir değişiklik olmazsa bu ilçelerin bir çoğu maalesef daha da küçülecek ve neredeyse köy statüsüne düşecektir.

Büyükşehir Belediyelerinde Yer Alan Merkez İlçelerinin ve Belediyeleri Yeniden Düzenlenme İhtiyacı

Yukarıda da ifade edildiği üzere her il merkezi esasen bir ilçe olup bu kapsamda idari yapılanması tamamlanmıştır. Ancak, büyükşehirin merkezleri birden fazla merkez ilçeden oluşmakta ve buna bağlı olarak da aynı sayıda ilçe teşkilatı ve belediye teşkilatı kurulmaktadır. İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropol illerde bu durum gerekli olmakla birlikte bu yapının da tekrar gözden geçirilmesi gerektiği açıktır. Çünkü daha önce büyükşehir olan iller de dahil olmak üzere 6360 sayılı kanun ile yeni kurulan büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerinin hizmet alanı il sınırı olarak kabul edilmiş ve il sınırları kapsamındaki tüm ilçeler merkez ilçe kapsamında değerlendirilmiştir. 

Bu yapı esasen bizim yukarıda ifade etmeye çalıştığımız konsolidasyonla paralel bir uygulama olmakla birlikte bazı eksiklikleri de bulunmaktadır. Yeni yasa ile birçok belde belediyesi kapatılmış ancak bu illerde merkez ilçeler oluşturularak daha önce il belediyesine ait olan gelir ve hizmetlerin bazıları bu belediyelere devredilmiştir. Ancak, yeni büyükşehir olmanın heyecanıyla göreve gelen belediye başkanları, yeni yapılanma çerçevesinde hizmetlerin kapsamı artarken gelirlerinin istenilen şeklide artmadığı ve hatta bazı yerlerde azaldığı gerçeği ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum ise gerek ödemelerde gerekse de hizmetlerin gelişmesinde sıkıntı oluşturmaktadır. Bilindiği üzere büyükşehir belediyelerine o ilde toplanan vergilerin % 6’sı gelir olarak merkezi idare tarafından aktarılmaktadır. Ancak, gerek bu illerin nüfus büyüklüğü gerekse de o illerde faaliyet gösteren firmaların merkezlerinin İstanbul başta olmak üzere diğer metropol şehirlerde toplanmış olması nedeniyle istenilen gelir artışı maalesef sağlanamamıştır. Emlak vergisi, ilan ve reklam gelirleri başta olmak üzere birçok gelir kaleminin de merkezde kurulan yeni belediyelere aktarılmış olması nedeniyle bu belediyeler sıcak para akışından da mahrum kalmışlar ve ödemeler sıkıntısı çekmeye başlamışlardır. Aynı şekilde daha önce valilik tarafından yapılan bazı hizmetlerin yeni kurulan ilçelerdeki kaymakamlıklar tarafından yapılmaya başlaması da katma değer açısından o ile bir katkıda bulunmamış sadece hizmet veren kurumun valilik yerine kaymakamlık olması gibi bir isim değişikliğine neden olmuştur.

Oysaki özellikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehir belediyeleri bugün itibariyle ilçe belediyelerinden çok daha fazla bir şekilde profesyonelleşmiş olarak hizmet vermektedir. Bugün için belediye hizmeti denilince vatandaşların aklına ilçe belediyeleri yerine büyükşehirler gelmektedir. Çünkü bu teşkilatlar büyüdükçe profesyonelleşme ve uzmanlaşma artmakta ve hizmet kalitesinde de hatırı sayılır iyileşmeler olmaktadır. Aynı şekilde Kayseri, Bursa, Eskişehir büyükşehirleri de gerek şehrin çehresini değiştirmek adına gerekse de kaynakların etkin ve ekonomik kullanarak daha fazla katma değer üretmek adına güzel hizmetler sunmaktadırlar. Merkezde bulunan ilçeler ise büyükşehir belediyelerinin gölgesinde bulunmanın rahatlığını fazlasıyla kullanmakta ve herhangi bir hizmet üretmeseler dahi o kadar göze batmamaktadır. Esasen yapılan ufak çaplı park ve çöp toplama hizmetleri hizmet dışında bu belediyelerin vatandaşla doğrudan ilişkilendirilebilecek hizmetleri genellikle kısıtlı olmaktadır. Bu nedenle büyükşehir belediyelerinin merkezlerinde bulunulan bazı ilçeler ile bu ilçelerdeki belediyelerin yeniden yapılandırılması ve bazılarının birleştirilerek kapatılması bunlara ait olan gelirlerin büyükşehir yapılan belediyelere aktarılması, hem hizmetlerin kalitesinin artmasına hem de bu belediyelerin mali açıdan rahatlamasına katkıda bulunacaktır.

Öte yandan, yeni büyükşehir belediyeleri için değinilmesi gereken diğer bir husus da yeni yasa ile köylerin kaldırılarak mahalle haline dönüştürülmesidir. Esasen Ankara, Konya, Eskişehir gibi sınırları çok geniş nüfusu da çok farklılık gösteren ve gerçekte köy olan bu yerleşim birimlerinin köy statüsünden çıkarılarak büyükşehirlerin mahallesi haline döndürülmesi ilk bakışta cazip gelse de uygulamada bazı aksaklıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin, mahalleye çevrilen ancak gerçekte köy olan yerleşim birimlerinde hayvancılık yapan köylülere hayvancılığın yapılmaması gerektiği yönünde tebligatlar yapılmakta ve bu köylülerin geçim kaynağı ortadan kaldırılmaktadır. Aynı şekilde köy statüsünde olan birçok yerden imar geçirilerek ilk bakışta köylülerin menfaatine gibi görünen olayda köylülerin ödemesi gereken emlak vergilerinin artması nedeniyle istisnanın bittiği 5. yılın sonunda bu vergilerin ödenmesinde güçlükleri çekilmesi kuvvetle muhtemeldir. 

İstanbul'da bulunan ve mücavir alan içerisinde yer alması nedeniyle yıllardır emlak vergisi tahsil edilen bölgelerin esasen köy olmadı herkesin malumudur. Ancak yeni yasa ile tanınan 5 yıllık vergi muafiyeti istisnasından bu bölgelerde istifade ettiğinden bu yerleşim birimlerinin bağlı olduğu belediyelerin gelirlerinde çok ciddi düşüşler meydana gelmekte ve belediyeler kendi öz geliri sayılan emlak vergisinden mahrum kalmaktadır.  Oysaki bu yerleşim beldeleri İstanbul'un en lüks semtlerinden olup, özellikle villa tarzındaki binaların fiyatları milyon TL'ler ile ifade etmektedir. Ancak 6360 sayılı kanun ile bu semtler de diğer köyler gibi değerlendirildiğinden maalesef insanın adalet duygusunu zedeleyecek ve devlete olan güvenini sarsacak durumlar ortaya çıkmıştır.

Bu ve benzeri aksaklıkların önlenmesi için yasal düzenleme yapılarak mahalleye çevrilen beldelerin fiili durumunun tespitinin yapılması, kanun ile özellikle valilik ve belediyelerin birlikte oluşturacağı bir komisyonla yerleşim birimlerinin hangilerinin gerçekten köy olduğu, hangilerinin şehirle birleşmiş veya birleşmemekle birlikte maddi değer bakımından köy statüsünde olamayacağının tespit edilmesi, bu komisyonun belirli aralıklarla toplanarak (yılda 1 veya 3 yılda bir gibi) tekrar bir durum değerlendirmesi yapılması kanaatimizce hakkaniyete daha uygun olacaktır. Aksi takdirde gerçekten köy olan yerlerle adında köy geçmesine rağmen şehrin merkezinde yer alan veya zengin kesimlerin yerleşmesi nedeniyle lüks yerleşim statüsünde olan yerlerin aynı katagoride değerlendirilmesi nedeniyle vatandaşların adalet duygusu zedelenecek, bazıları mağdur olurken, bazılarının da ( Zekeriyeköy'de olduğu gibi) servetine servet katmasının yolu açılacaktır.

SONUÇ:

Gelişen teknoloji ve değişen ekonomik ve sosyal şartlar nedeniyle günümüz Türkiye’sinde gerek illerin, gerek ilçelerin ve gerekse de belediyelerin artık yeniden yapılandırılması kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması ve hizmet kalitesinin artması açısından gerekli ve hatta zorunludur. Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllardaki koalisyon dönemlerinde birçok belde ilçe yapılmıştır. Esasen ilçe teşkilatında bulunması gereken birimlerin buralara da kurulmasının sağlanarak buraların gelişmesi hedeflense de küreselleşen dünyada büyükşehirler daha da büyümüş küçük beldeler ise nüfus kaybetmeye devam etmiştir. Çünkü nüfus artışına paralel olarak iş ve istihdam artışı ancak büyükşehirlerdeki hizmet sektörleri tarafından sunulabilmiş, ekonomisi genellikle tarıma dayalı küçük birimle ise nüfus kaybetmeye devam etmiştir. Sonuçta ilçe ve/veya il yapılarak kalkındırılmaya çalışılan bölgelerde istenilen fayda maalesef elde edilememiştir. 

Bugün için gelmiş olduğumuz nokta bu ilçelerin ve buralarda bulunan belediyelerin sunmuş oldukları hizmetlerde gerek kalite gerekse de verimliliğin çok düşmüş olduğudur. Gelişen ekonomi, teknoloji ve ulaşım hizmetleri sayesinde artık her türlü hizmete kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Bu nedenle, ulaşım kaygısıyla hizmet birimlerini ekonomik olarak uygun olmayan yerlere kurmanın bugün için bir anlamı kalmamıştır. Nüfus ve ekonomi olarak küçük olan bu idari birimler kamu ekonomisi için artık bir yük oluşturmaya başlamış ve yeniden yapılanmayı zorunlu kılmıştır. İlçe teşkilatlarında bulunan mal müdürlüğü, tarım müdürlüğü, adliye, banka, hastane gibi kurumların nüfusun daha yoğun olduğu beldelere kaydırılması ancak bunu yaparken de kapatılan beldelerin en yakın idari birimle ulaşımını kolaylaştıracak hizmetlerin arttırılması kanaatimizce kaynakların verimli kullanılması açısından daha doğru olacaktır. 

Öte yandan, büyükşehirlerde yeni kurulan ilçelerin nüfus kriteri baz alınarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Çünkü her ne kadar büyükşehir belediyelerine o il de toplanan vergilerden pay verilse de büyük mükelleflerin hemen hemen tamamının merkezi Ankara, İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi iller olduğundan, toplanan vergilerden alınan pay maalesef istenilen boyutta olmamıştır. Bunun yanında yeni yasa ile büyükşehirlerin hizmet alanı il sınırı olarak belirlendiğinden artan sorumluluğa karşın gelirlerde bir artış gerçekleşmemiştir. Yeni kurulan merkez ilçelerle belediyeler için öz gelir olarak değerlendirebileceğimiz emlak vergisi gibi gelirlerin de ilçe belediyelerine aktarıldığından maalesef yeni kurulan büyükşehirleri ekonomik olarak sıkıntı yaşamaktadırlar. Bu nedenle merkez nüfusu 750.000’in altında olan büyükşehirlerin merkez ilçelerinin kapatılarak bunlara ait gelirlerin büyükşehirlere verilmesi, aynı zamanda nüfusu 5.000’in altında olan ilçelerin kapatılarak, yerleşim alanı alarak büyükşehirlerin merkezine yakın olanların merkez ilçeye bağlanması bu illerdeki ve belediyelerdeki ekonomik sıkıntıların giderilmesinde ve hizmetlerin kalitesinin artmasında katkısı büyük olacaktır.

Bunların yanında ülkemizde bazı illerin sınırı olması gerekenden çok daha büyüktür. Türkiye’deki bazı ilçelerin bağlı olduğu ile uzaklığı 200 km’nin üzerindedir. Ulaşım her ne kadar gelişse de bu ilçelerin de bu illerden ayrılarak kendilerine hizmet sunumu bakımından en yakın ile bağlanması veya bunlardan nüfus ve ekonomik büyüklük bakımında gelişme potansiyeli olanların il yapılarak illerin idari olarak yeniden yapılandırılması hizmetlerin en yakın yerden alınmasını sağlayacaktır.

NASIL BİR YAPILANMAYA GİDİLMELİ?

Yukarıda ifade ettiğimiz hususlarla ilgili olarak nasıl bir yapılanmaya gidilmesi hususundaki bizim temel görüşümüz kısaca aşağıda ifade ettiğimiz gibidir.
  • Nüfusu 5.000’in altında olup da stratejik olarak (sınır boyunda olması, yaz ve kış nüfusu arasında tatil beldelerinde olduğu gibi astronomik farklılıklar bulunması gibi) önemli olanlar dışındaki ilçe merkezlerinin ve buralardaki belediyelerin kapatılarak bunların en yakın il ve/veya ilçe merkezine ve belediyelere aktarılması gerekmektedir. Bu şekilde yapılırsa en az 200 en fazla 222 ilçenin nüfusu 5.000’in altında olduğu için kapatılması gerekecektir. Bunun yapılması durumunda buralarda kurulu olan banka, adliye, emniyet gibi teşkilatlar nüfusu daha fazla olan yerleşim birimlerine aktarılacağından kamu ekonomisi için büyük bir tasarruf imkanı doğacaktır.
  • Eğer bu yapılamıyorsa en azından nüfusu 2.000’in altında olan ilçelerin ve buralardaki belediyelerin kapatılması kaynakların etkin, ekonomik ve verimli kullanılması açısında zorunludur.
  • İl sınırlarının da yeniden belirlenmesi ilçelerin ve beldelerin ulaşım ve hizmet alma yönünden mevcut il sınırlarından farklı olsa dahi en yakın il ve/veya ilçelere bağlanılması hizmet kalitesinin artmasını sağlayacaktır. Ülkemizde bulunan bazı ilçelerin bağlı bulunduğu ile uzaklığı 200 kilometrenin üzerindedir. Bu uzaklıktaki bir yerleşim biriminin il merkezlerinden gerekli hizmeti alması mevcut koşullar altında pek mümkün değildir. Bu nedenle gerekirse çok uzak mesafedeki ilçelerden nüfus ve ekonomi açısından il olma kapasitesi olanların il olarak yapılandırılması ve buralara yakın olan ilçe ve belde merkezlerinin de bu illere bağlanması bize göre hizmet kalitesini arttıracaktır. Bugünün şartlarında bir ilçe veya yerleşim biriminin bağlı bulunduğu il merkezine uzaklığının en fazla 100 km olması bundan daha fazla olanların ise daha yakın illere bağlanması veya yeni iller kurularak buralara bağlanması hizmet kalitesini arttıracak ve vatandaşların işlerini kolaylaştıracaktır.
  • Yeni çıkan belediye kanunu ile büyükşehirlerin hizmet alanının tüm il sınırları olması bu şehirlerin en ücra köşesinde yaşayan vatandaşların da büyükşehir hizmetlerinden istifade etmelerini sağlamıştır. Bu durum olumlu olmakla birlikte genişleyen hizmet ağına paralel olarak gelir artışı sağlanamadığından özellikle yeni kurulan büyükşehir belediyeleri büyük zorluk yaşamaktadırlar. Bu nedenle büyükşehirlerde il merkezi olarak kabul edilen ve yeni kurulan ilçelerin ve buralarda yeni oluşturulan belediyelerin yeniden yapılandırılması kanaatimizce gerekli hatta zorunludur. Bizim bu konuda önerimiz il merkezlerinin nüfus büyüklüğü eğer 750.000 ve üzeri ise merkez ilçe kurulması aksi takdirde, il merkezindeki bu ilçelerin kapatılarak kaymakamlık tarafından sunulan hizmetlerin valiliğe bağlı vali yardımcılığı tarafından sunulması, bu ilçe belediyelerinin lağvedilerek bunlara ait gelir ve personelin büyükşehirlere devredilmesi ve böylelikle büyükşehirlerin gerek personel gerekse de gelir açısından rahatlaması sağlanmalıdır.
  • Ayrıca, köy statüsünden mahalleye çevrilen yerleşim birimlerinin tekrar tespit ederek esasen köy olanların köy statüsünün devamı sağlanmalı, adı köy olmakla birlikte esasen köy statüsünden çıkmış olan birimlerinde mahalle statüsünün korunarak hakkaniyete uygun bir çalışma yapılmalıdır. Yapılacak yasal düzenleme ile Valilik ve belediyelerin kuracağı ortak komisyonla yerleşim birimlerinde meydana gelecek gelişim ve değişimler belirli periyotlarla takip edilmeli, şehirlerin büyümelerine ve gelişme seviyesine uygun olarak durumları değerlendirilerek köyden mahalleye veya şu an mahalle yapılmış iken esasen köy olan yerleşim birimlerinin de tekrar köye dönüşmesinin önü açılmalıdır. 
  • Küçük ilçelerde ve belediyelerde gelirlerin büyük çoğunluğu personel gideri olduğundan ve bu nedenle hizmet anlayışında profesyonelleşme daha az olduğundan hizmetlerin kalitesi maalesef daha düşük gerçekleşmektedir. Bu nedenle büyükşehir dışındaki diğer il belediyelerinde de aynen büyükşehirlerde olduğu gibi hizmet alanının il sınırı olarak tespit edilmesi ve il sınırları içerisindeki nüfusu 5.000’in altında olup da il veya en yakın ilçe birimine bağlanmalıdır. Ancak bu yapılırken bu beldelerdeki ulaşım hizmetleri geliştirilmeli, il belediyelerine il sınırları içerisindeki ulaşım hizmetleri sağlama sorumluluğu ve görevi verilmelidir.
Yazımızın başından beri anlatmak istediğimiz husus dünyanın bir bilinmezliğe doğru gittiği, bu nedenle kaynakların etkin ve verimli kullanılmasının öneminin her geçen gün arttığıdır. Bu nedenle, mevcut idari yapılanmamızın günümüz şartlarına cevap vermekten uzak olduğundan gerek il merkezlerinin, gerek ilçelerin ve gerekse de büyükşehirler başta olmak üzere belediyelerin yeniden yapılandırılması gerektiğidir. Gelecek 10 yılda kaynaklarını daha verimli kullanabilen ülkeler gelişmiş ülkeler sınıfına geçerken mevcut durumu koruma güdüsüne düşen ülkeler ise gerileyecektir. Çünkü global kriz ve mevcut siyasi gelişmeler gelecek yılların çok daha zor geçeceğini göstermektedir.
Saygılarımla….
Ömer DEMİRDAŞ


yorum yap


UA-126688084-1