23/03/2019

Dünya üzerinde Müslümanlar kadar zulüm gören ancak Müslümanlar kadar kendisine zulmedenleri besleyen başka bir topluluk görmek herhalde imkânsızdır. Doğu Türkistan’dan Yemen’e, Afganistan’dan Irak’a, Kafkaslardan Suriye’ye kadar hemen her coğrafyada zulüm ve işgal altında bulunmalarına rağmen adeta celladına aşık olmuş gibi düşmanlarını kendi eli ile besleyen, kendisine sıkılan kurşunun parasını yine kendisi ödeyen başka bir millet maalesef yok. İbni Haldun yaklaşık 1.000 yıl önce yazdığı eserinde “yenilenler yenenleri taklit eder” buyurmuş. Öyle ki bu durum Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz tarafından bir hadisi şerifinde “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/ kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.” Sahabeyi Kiram Efendilerimizin "Ya Resûlellah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?" diye sorması üzere Efendimiz (S.A.V)…

19/01/2019

2016 yılının şubat ayında yani hain darbe girişiminden yaklaşık 5 ay önce kaleme aldığım “Dostu İncitmek” başlıklı yazımızı o dönem için FETÖ’cü hainlerin devlette çok etkin olmasına karşılık devletin kendini koruma refleksi ile tüm cemaat ve grupları dışlaması nedeni ile kaleme almıştık. FETÖ’cü hainlerin devlette kılıktan kılığa girerek kendilerini korumasına karşılık dışlanan ve hor görülen kesimin hükümete esas desteği veren ehli-sünnet cemaatler olduğunu belirtmiştik. Devlette esas olanının liyakat ve sadakat olduğunu, bu iki unsur yoksa birilerinin belli grup veya cemaate bağlı olması nedeniyle bir yerlere getirilmesinin yanlış olduğunu, ancak nasıl ki birilerinin sırf belli bir gruba üye olması nedeniyle bir yerlere getirilmesi yanlış ise devlete sadakati ve liyakati tam olmasına karşılık bireylerin sırf bir cemaate bağlı olmasından dolayı dışlanmasının ve görevden alınmasının da yanlış olduğunu ifade etmiştik. 15 Temmuz darbe…

08/11/2018

Arap baharından bu yana Ortadoğu, 17-25 Aralık 2013 yılından beri ise ülkemiz maalesef istenmeyen siyasi ve sosyal çalkantıların içinden geçmektedir. Arap baharı ile Yemen’den, Suriye’ye, Mısır’dan Libya’ya kadar bir çok İslam coğrafyası ateş altında kavrulmaktadır. Ülkemiz ise bir yandan daha düne kadar dini bir cemaat olarak bildiğimiz, hepimizin ya kendisinin ya bir tanıdığının doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki kurduğu bir yapının kendi özel menfaatleri doğrultusunda devlet sistemine verdiği zararı ortadan kaldırmaya çalışırken, diğer yandan terör belasının çözüm sürecini istismar etmesi sonucu oluşan acı tabloyu tersine çevirmeye çabalamaktadır. Terör, Türkiye’nin yaklaşık 30 yıllık sorunu, ülkemize birçok maddi ve manevi zarar verdi ve hala da vermektedir. En çok zarar verdiği kesim ise maalesef haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürt vatandaşlarımız.  Ancak terör belasından çok daha önemli ve çok daha büyük tehlike belki…

08/11/2018

Ülkelerin kalkınmasında önemli rol oynayan üniversiteler bilimin üretildiği, bunun toplumla ve insanlıkla paylaşıldığı, insanların hayata bakış açılarının şekillendiği en önemli kurumlar arasında yer almaktadır. Bugün itibari ile ülkemizde üniversitesi bulunmayan ilimiz kalmamış ve kurulmuş olan üniversite sayısı 206’ya ulaşmış bulunmaktadır. İlk bakışta göze hoş gelen bu durum aslında bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu yazımızda üniversitelerin içinde bulunduğu duruma kısaca değindikten sonra neden üniversitelerde konsolidasyona gidilmesi gerektiği hususunu irdelemeye çalışacağız.   Üniversitelerimizin Tarihsel Gelişimi Ülkemizde klasik anlamda üniversite diyebileceğimiz kurumların tarihi Büyük Selçuklu Devletinin ünlü veziri Nizam-ı Mülk’e kadar götürülebilse de modern anlamda ilk üniversite 19. yüzyılda Darül Fünun’un kurulması ile ortaya çıkmıştır. Bazı yazarlara göre ise, Osmanlı döneminde modern anlamda ilk üniversite, Osmanlı Donanmasının ıslahı için açılmış olan ve bugünde İstanbul Teknik Üniversitesinin kökenini oluşturduğu varsayılan, Mühendishaneyi Bahri Hümayun ile…

10/12/2017

Boşanma dinimizce en sevimsiz helal olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle evliliklerin mümkün olduğunca devam ettirilmesi tavsiye edilmiş, boşanmanın en son çare olarak gündeme alınması önerilmiştir. Ancak ne var ki batılılaşmayla birlikte 1990’lı yıllarda %5-7 bandında seyreden boşanma oranları her geçen yıl artmış ve maalesef 2010’lu yıllardan itibaren de % 20 bandının altına inmemiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye'de 1995 yılında 28.875 olan boşanan çift sayısı 2005 yılına gelindiğinde % 332 artışla 95.895’e, 2015 yılına gelindiğinde ise % 438 artışla 126.164’e yükselmiştir. Evlilikler ise söz konusu dönemde azalan bir seyir izlemektedir. 2005'te 651.896 olan evlenen çift sayısı 57.417 kişi azalarak 2016'da 594.493'e gerilemiştir. Evlilik ve boşanmalarla ilgili istatistiklerin yer aldığı aşağıdaki tabloyu incelediğimizde 1995 yılından 2016 yılına kadar toplam 12.516.449 kişi evlendiği 1.936.340 kişinin ise boşandığı görülmektedir. Ancak işin ilginç tarafı…

UA-126688084-1