27/04/2019

Ülkemizde son yıllarda boşanma oranlarında artış görülürken evlenme oranları ise sürekli azalmaktadır. Öyle ki 1995 yılında evlenenlerin boşananlara oranı % 6 iken bu oran 2015 yılına gelindiğinde % 22’lere, 2018 yılı sonu itibariyle ise % 26’lara çıkmış bulunmaktadır. 2017 yılında 602.982 kişi evlenirken 131.830 kişi boşanmış, 2018 yılında ise evlenen sayısı 553.202’e düşerken boşanan sayısı 142.448’e çıkmıştır. Üstelik bu sayının içinde henüz mahkeme aşamasında olup da boşanmamış olan çiftlerin sayısı da bulunmamaktadır. Daha önceki yazılarımızda gerek ömür boyu nafakanın gerekse de kadına şiddeti engelleme kanununun yanlışlarla dolu olduğunu, bu kanunlarla erkekler potansiyel suçlu olarak görülürken kadınların masumlaştırıldığını, ancak evlilik müessesesinde her iki tarafında kusurunun olabileceğini belirterek bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini belirtmiştik. (Bakınız Boşanmalar: Teşhis Doğru Tedavi Yanlış; Anayasa Mahkemesinin Sürekli Nafaka Hususundaki Kararı: Takdir Sizin; Devlet mi Zengin Erkekler mi?…

23/03/2019

Bundan yaklaşık 4 sene önce kıdem tazminatı fonunun kurulmasının önemi, bunun kamu mali yönetimine ve hazine borçlanmasına etkisi hakkında bir yazı kaleme almıştık. Söz konusu yazımızda asgari ücretten dahi hesaplansa söz konusu fonda birikecek olan para miktarının nema hariç nominal tutarının yaklaşık 16 yıldır yürürlükte olan ve onca devlet desteğine ve zorunlu katılım uygulamalarına rağmen, Bireysel emeklilik sisteminde mevcut birikmiş tutarı çok daha kısa sürede yakalayacağını hesaplamıştık. Bazı kısımları tekrar olma pahasına olsa konunun önemi nedeniyle bir kez daha değinmekte yarar gördük. 2003 yılı sonu itibari ile başlayan, onca teşvik ve otomatik zorunlu katılım olmasına karşılık bireysel emeklilikte katılımcı sayısı 16 yılda ancak 7 milyona ulaşırken, fonda biriken para miktarı nemaları dâhil ancak 111,2 milyar TL olması öngörülmektedir. Ocak 2019 rakamlarına göre 4857 sayılı iş kanununa diğer bir deyişle SGK’nın…

26/02/2019

Hazine Borçlanmasında Yeni Arayışlar: Katılım Bankalarından Borçlanma 1983 yılında 8. Cumhurbaşkanımız rahmetli Turgut ÖZAL ile Türkiye gündemine giren ve aradan geçen 36 yıl içinde artık hemen herkes tarafından varlığı ve gerekliliği kabul edilen katılım bankaları, ülke ekonomisine çok büyük katkılarda bulunmaktadır. Katılım bankaları kuruldukları tarihten itibaren hem körfez sermayesi başta olmak üzere yabancı sermayenin yurtiçine çekilmesinde hem de faizsiz finans sistemi ile dinimizin açıkça haram kıldığı faizden kaçınan ve bu nedenle paralarını yastık altında tutan milyonlarca kişinin bu birikimlerinin ekonomiye kazandırılmasında büyük katkıda bulunmuştur. Aynı şekilde borçlanan kişiler açısından bakıldığında da faizden kaçınan milyonlarca kişinin de helal yoldan borçlanmasına da imkân sağlamıştır. Mevcut bankacılık sistemine alternatif bir finansman sisteminin ekonomimize entegre olmasıyla; sermaye piyasamızın derinliğinin artmış, sermaye piyasasında rekabet yükselmiş, bu sayede dolaylı da olsa faizlerin düşmesine ve ekonomimizin gelişmesine…

08/11/2018

İl ve İlçelerin Yeniden Yapılandırılması Bilindiği üzere ülkemizde ilçeler, Türkiye'de illerden sonraki gelen idari bölümlerdir. Her il birden fazla ilçeden oluşmaktadır. İl merkezleri de bir ilçe oluşturmakta olup il merkezleri merkez ilçe olarak adlandırılmaktadır. Büyükşehir belediyesi olan il merkezleri ise birden fazla merkez ilçeden oluşmaktadır. Türkiye'de 1999 yılında Düzce'nin il olması ile beraber 81 il ve bunlara bağlı toplam 919 ilçe bulunmaktaydı. 2013'den sonra bu sayı 957'ye çıkmıştır.   Ülkemiz idari teşkilatlanmasına önemli bir yeri bulunan il ve ilçeler 10.06.1949 tarih ve 5442 sayılı İl İdare kanununa göre faaliyet göstermektedirler. Söz konusu kanunun 2 inci maddesinde il ve ilçe kurulmasının, kaldırılmasının, adlarının değiştirilmesinin, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesinin kanun ile olacağı açıkça hükme bağlanmıştır.  “Madde 2 – İl, ilçe ve bucak kurulması, kaldırılması, adlarının, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesi ve değiştirilmesi aşağıda gösterilen şekilde yapılır:  A)     İl…

04/11/2018

Günümüzde vergi hususunda kayıp kaçak denilince hemen özel sektörde çalışan kurum ve kişilerin yapmış olduğu yanlışlıklar akla gelmektedir. Ancak, acaba devlet kendi kurum ve kuruluşları ile çalışanlarının vergilendirmesinde mevzuat hükümlerini tam olarak uygulayabiliyor mu? Diğer bir deyişle vergi kaçaklarını hep dışarıda ararken acaba devlet kendi ödemelerinde kayıp kaçağı önleyebiliyor mu? Bu soru, gönüllü uyum, adalet ve eşitlik kavramlarının topluma yerleşmesinde çok önemli cevaplar arayan bir sorudur. Çünkü devlet bünyesinde çalışanların devlet koruması altında çalışırken iş güvenliği olmayan özel sektör çalışanlarına karşı zaten avantajları bulunmaktadır. Bunun üzerine mevzuat hükümlerine uyulmaması nedeniyle bir de hak etmedikleri bir ödeme yapılması, vatandaşlarda devlete olan güveni ve adalet duygusunu azalttığı gibi devletin mali yapısının bozulmasına da neden olmaktadır. Burada kastettiğimiz husus devlet memurlarının maaşlarındaki unsurların birçoğunun vergi ve sosyal güvenlik priminden muaf olması nedeniyle meydana…

UA-126688084-1