16/12/2017

Kamuoyu gündemini uzun süredir işgal etmekte olan kıdem tazminatı tartışmaları bir türlü bitmek bilmemektedir. Esasen çalışma dünyasının kanayan yarası olan bu konu çok geniş kesimleri ilgilendirmesi, parasal açıdan önemli bir yekün tutması gibi nedenlerle hükümet tarafından gündeme getirilmesine rağmen sonuçlandırılamamıştır. İşin ilginç tarafı böyle bir düzenlemeye esas olarak işçi kesiminin sahip çıkıp ısrarla talep etmesi gerekirken, yapılmak istenen düzenlemeye esaslı itiraz işçi sendikalarından gelmektedir. Kanaatimizce sendikaların bu tutumunun altında işçi sendikalarının daha çok kamuda örgütlenmesinin ve kamu işçilerinin kıdem tazminatını almalarında herhangi bir problem yaşamamalarının etkisi büyüktür. İşveren kesimi ise daha çok olayın mali yükü boyutunu düşündüğünden işin esasından ziyade yapılacak kesintinin oranıyla ilgilenmektedir. Bu yazımızda biz de kamuoyunda tartışılan konuya ilişkin kısa bir bilgi verdikten sonra, bu düzenlemenin genelde kamu yönetimi ve kamu maliyesi, özelde ise hazine borçlanmasına etkisinin…

16/12/2017

Bundan 40 yıl önceki iktisat ve maliye kitaplarına bir bakın, sonra açıp 2017 yılında yazılmış iktisat ve maliye kitaplarına. Aradan geçen onca zamana rağmen hemen hemen her şeyin aynı olduğunu görürsünüz. Geçen onca zamanda küreselleşme hız kazanmış, mal, hizmet ve işgünün mobilitesi artmış olmasına rağmen iktisat ve maliye kitapları nedense hep aynı kalmış. İşin ilginç yanı ise ülkemizde yaklaşık 200 üniversite bulunmasına ve 130.000’e yakın öğretim üyesi olmasına rağmen hiçbir bilim adamımız bu teorilere alternatif yeni bir teori ortaya çıkaramamış. Bu durum sadece ülkemizde değil hemen hemen tüm İslam ülkelerinde ve batının hegomonyasını kabul etmiş olan tüm ülkelerde de aynıdır.   İktisada giriş kitaplarının başında iktisat biliminin ne olduğuna ilişkin tanım yapılırken iktisat hep; “sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların karşılanması bilimi” diye tarif edilir. Hipotezler ceteris paribus, yani diğer tüm değişkenlerin sabit kalması durumunda…

10/12/2017

Geçen yazımızda Anayasa Mahkemesi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanun ile nafakanın süresiz olması hakkında getirilen düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı hususunda vermiş olduğu kararı içerisine herhangi bir yorum katmadan vermiş ve bu konudaki yorum ve düşüncelerimizi bir sonraki yazımızda açıklayacağımızı ifade etmiştik. Bu yazımızda ise Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar hakkında görüşümüzü dile getirmeye çalışacağız. Nafaka sözlük anlamı itibarıyla zorunlu ihtiyaç ve maişet için sarfolunacak para ve azık demektir. Anayasa Mahkemesi 2012 yılında vermiş olduğu kararda Anayasa’nın 2. maddesinde sözü edilen “Sosyal Hukuk Devletini” devletin vatandaşlarına asgari bir yaşam düzeyi sağlama görevi olarak tanımlamış ve bu kapsamda sosyal hukuk devletinin insan onurunu ve sosyal adaleti sağlamakla yükümlü olduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda devletin kişi ve toplum yararı arasında denge kurması gerektiği, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri korumakla mükellef…

10/12/2017

Anayasa Mahkemesi 2012 yılında Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından nafakanın sürekli olmasının Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde itirazen yapmış olduğu başvuruyu reddetmiş, boşanmanın sonunda ömür boyu da olsa boşanan tarafın karşı tarafa nafaka vermesini Sosyal Hukuk Devleti olmanın bir gereği olarak görmüştür. İşin garibi bir üye dışındaki tüm üyelerin bu yönde oy kullanmış olmasıdır. Ülkemizde boşanmaların ne denli arttığını görünce insan dehşete kapılıyor. Toplumun temel yapı taşı olan ailelerde boşanma oranlarının % 22’lere ulaşması millet olarak hepimizi kaygılandırması gereken bir unsur. Ancak işin daha garibi boşanmaları sözüm ona zorlaştırmak için Türk Medeni Kanununda 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra boşanma oranlarının % 100 artmış olmasıdır. Toplum olarak duygusal bir milletiz. Zayıf gördüğümüzü kollayıp ona destek olmayı severiz. Ancak bazen kelebeğin kozasından çıkmasına yardım etmek ne kadar yanlış ise iyilik diye yaptıklarımız da…

13/10/2017

Ne zaman ülkemizde tasarruf ve kaynak arayışına girilse kamu konutlarının satıldığı haberleri hemen her haber ajansının sayfalarını süslemektedir. Fakat ne gariptir ki her tasarruf tedbirinin ardından kamudaki araç ve lojman sayısı artmaya devam etmiştir. Peki, gerçek durum nedir ve kamuoyunda bu kadar gündeme gelmesine rağmen lojman sayısı neden artmaktadır? Diğer bir deyişle neden siyasi iradeye rağmen istenilen adımlar atılamamaktadır? Bu çalışmada Devletin asli ve sürekli hizmetlerini yerine getiren kamu görevlilerinin barınma ihtiyacının Devlet tarafından karşılanmasında Cumhuriyetin ilanından sonra uygulanmaya başlanan ve son günlerde satışları ile gündemde olan kamu konutları (lojman) uygulamasına değinilerek uygulamanın kamu yönetimimize getireceği artı ve eksiler incelenecektir.KONUNUN HUKUKİ BOYUTU Kamu kurum ve kuruluşlarında kamu konutlarının tahsis biçimi, oturma süresi, kira, bakım, onarım ve yönetimine ilişkin temel ilkeler (belediyeler ve KİT’ler dâhil) 2946 sayılı kanun ve bu kanuna…