10/12/2017

Geçen yazımızda Anayasa Mahkemesi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanun ile nafakanın süresiz olması hakkında getirilen düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı hususunda vermiş olduğu kararı içerisine herhangi bir yorum katmadan vermiş ve bu konudaki yorum ve düşüncelerimizi bir sonraki yazımızda açıklayacağımızı ifade etmiştik. Bu yazımızda ise Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar hakkında görüşümüzü dile getirmeye çalışacağız. Nafaka sözlük anlamı itibarıyla zorunlu ihtiyaç ve maişet için sarfolunacak para ve azık demektir. Anayasa Mahkemesi 2012 yılında vermiş olduğu kararda Anayasa’nın 2. maddesinde sözü edilen “Sosyal Hukuk Devletini” devletin vatandaşlarına asgari bir yaşam düzeyi sağlama görevi olarak tanımlamış ve bu kapsamda sosyal hukuk devletinin insan onurunu ve sosyal adaleti sağlamakla yükümlü olduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda devletin kişi ve toplum yararı arasında denge kurması gerektiği, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri korumakla mükellef…

10/12/2017

Anayasa Mahkemesi 2012 yılında Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından nafakanın sürekli olmasının Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde itirazen yapmış olduğu başvuruyu reddetmiş, boşanmanın sonunda ömür boyu da olsa boşanan tarafın karşı tarafa nafaka vermesini Sosyal Hukuk Devleti olmanın bir gereği olarak görmüştür. İşin garibi bir üye dışındaki tüm üyelerin bu yönde oy kullanmış olmasıdır. Ülkemizde boşanmaların ne denli arttığını görünce insan dehşete kapılıyor. Toplumun temel yapı taşı olan ailelerde boşanma oranlarının % 22’lere ulaşması millet olarak hepimizi kaygılandırması gereken bir unsur. Ancak işin daha garibi boşanmaları sözüm ona zorlaştırmak için Türk Medeni Kanununda 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra boşanma oranlarının % 100 artmış olmasıdır. Toplum olarak duygusal bir milletiz. Zayıf gördüğümüzü kollayıp ona destek olmayı severiz. Ancak bazen kelebeğin kozasından çıkmasına yardım etmek ne kadar yanlış ise iyilik diye yaptıklarımız da…

12/10/2017

Taşeron işçilerin kadroya alınma meselesi çok uzun zamandır ülkemiz gündemini meşgul etmektedir. Özellikle taşeron işçiler tarafından açılan davalar sonrasında birçok kamu kurumunda çalışanların kadroya alınması gerektiği şeklinde verilen mahkeme kararları sonrasında işin boyutu çok farklı bir hal almıştır. Biz ise bu yazımızda konuya daha farklı bir açıdan bakarak olayın farklı yönleriyle değerlendirilmesine katkıda bulunmaya çalışacağız. Taşeronluk Sisteminin Gelişimi:  Taşeronluk müessesesi esas olarak alt işveren-asıl işveren ilişkisinin sonucu ortaya çıkmıştır. Nitekim bu husus 4857 sayılı İş Kanununun tanımlar başlıklı 2 inci maddesinde;“Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt…

13/08/2017

Bugün adalet deyince hepimizin aklına ilk olarak Hz. Ömer Efendimiz gelir. Gerçekten de gerek yaptığı uygulamalarla gerekse de sözleriyle Hz. Ömer Efendimiz adaletin parlayan güneşi olmuş 14 asır boyunca. Daha 14 asır önce “Adalet mülkün temelidir” buyurmuş. Bugün tüm mahkemelerin duvarlarında asılı olan bu söz de esasen O’na aittir. İnsan sosyal bir varlık, yaratılış gayesi Allah’a ibadet olan, bu kapsamda gerek ibadet gerekse de içinde bulunduğu toplumdaki tavır ve davranışlarından dolayı sorumlu olan bir eşrefi mahlûktur. Yeryüzüne halife olarak gönderilmiş olmasına rağmen zaman zaman bocalamış, zaman zaman yoldan çıkmış ama Allah’ın merhameti sayesinde hep bir doğru yola ileten elçiler gönderilmiş ve bu vesileyle huzuru bulabilmiştir. İnsan ne zaman Allah’ın buyruğundan ayrılmışsa yeryüzündeki dengeyi bozmuş ve adaletsiz bir ortam ortaya çıkarmıştır. Bugün esasen yaşadığımız sıkıntıların büyük çoğunluğu yeryüzünde adaletsizin artmış olmasından…