08/11/2018

Arap baharından bu yana Ortadoğu, 17-25 Aralık 2013 yılından beri ise ülkemiz maalesef istenmeyen siyasi ve sosyal çalkantıların içinden geçmektedir. Arap baharı ile Yemen’den, Suriye’ye, Mısır’dan Libya’ya kadar bir çok İslam coğrafyası ateş altında kavrulmaktadır. Ülkemiz ise bir yandan daha düne kadar dini bir cemaat olarak bildiğimiz, hepimizin ya kendisinin ya bir tanıdığının doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki kurduğu bir yapının kendi özel menfaatleri doğrultusunda devlet sistemine verdiği zararı ortadan kaldırmaya çalışırken, diğer yandan terör belasının çözüm sürecini istismar etmesi sonucu oluşan acı tabloyu tersine çevirmeye çabalamaktadır. Terör, Türkiye’nin yaklaşık 30 yıllık sorunu, ülkemize birçok maddi ve manevi zarar verdi ve hala da vermektedir. En çok zarar verdiği kesim ise maalesef haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürt vatandaşlarımız.  Ancak terör belasından çok daha önemli ve çok daha büyük tehlike belki…

08/11/2018

Ülkelerin kalkınmasında önemli rol oynayan üniversiteler bilimin üretildiği, bunun toplumla ve insanlıkla paylaşıldığı, insanların hayata bakış açılarının şekillendiği en önemli kurumlar arasında yer almaktadır. Bugün itibari ile ülkemizde üniversitesi bulunmayan ilimiz kalmamış ve kurulmuş olan üniversite sayısı 206’ya ulaşmış bulunmaktadır. İlk bakışta göze hoş gelen bu durum aslında bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu yazımızda üniversitelerin içinde bulunduğu duruma kısaca değindikten sonra neden üniversitelerde konsolidasyona gidilmesi gerektiği hususunu irdelemeye çalışacağız.   Üniversitelerimizin Tarihsel Gelişimi Ülkemizde klasik anlamda üniversite diyebileceğimiz kurumların tarihi Büyük Selçuklu Devletinin ünlü veziri Nizam-ı Mülk’e kadar götürülebilse de modern anlamda ilk üniversite 19. yüzyılda Darül Fünun’un kurulması ile ortaya çıkmıştır. Bazı yazarlara göre ise, Osmanlı döneminde modern anlamda ilk üniversite, Osmanlı Donanmasının ıslahı için açılmış olan ve bugünde İstanbul Teknik Üniversitesinin kökenini oluşturduğu varsayılan, Mühendishaneyi Bahri Hümayun ile…

10/12/2017

Boşanma dinimizce en sevimsiz helal olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle evliliklerin mümkün olduğunca devam ettirilmesi tavsiye edilmiş, boşanmanın en son çare olarak gündeme alınması önerilmiştir. Ancak ne var ki batılılaşmayla birlikte 1990’lı yıllarda %5-7 bandında seyreden boşanma oranları her geçen yıl artmış ve maalesef 2010’lu yıllardan itibaren de % 20 bandının altına inmemiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye'de 1995 yılında 28.875 olan boşanan çift sayısı 2005 yılına gelindiğinde % 332 artışla 95.895’e, 2015 yılına gelindiğinde ise % 438 artışla 126.164’e yükselmiştir. Evlilikler ise söz konusu dönemde azalan bir seyir izlemektedir. 2005'te 651.896 olan evlenen çift sayısı 57.417 kişi azalarak 2016'da 594.493'e gerilemiştir. Evlilik ve boşanmalarla ilgili istatistiklerin yer aldığı aşağıdaki tabloyu incelediğimizde 1995 yılından 2016 yılına kadar toplam 12.516.449 kişi evlendiği 1.936.340 kişinin ise boşandığı görülmektedir. Ancak işin ilginç tarafı…

UA-126688084-1