27/04/2019

Ülkemizde son yıllarda boşanma oranlarında artış görülürken evlenme oranları ise sürekli azalmaktadır. Öyle ki 1995 yılında evlenenlerin boşananlara oranı % 6 iken bu oran 2015 yılına gelindiğinde % 22’lere, 2018 yılı sonu itibariyle ise % 26’lara çıkmış bulunmaktadır. 2017 yılında 602.982 kişi evlenirken 131.830 kişi boşanmış, 2018 yılında ise evlenen sayısı 553.202’e düşerken boşanan sayısı 142.448’e çıkmıştır. Üstelik bu sayının içinde henüz mahkeme aşamasında olup da boşanmamış olan çiftlerin sayısı da bulunmamaktadır. Daha önceki yazılarımızda gerek ömür boyu nafakanın gerekse de kadına şiddeti engelleme kanununun yanlışlarla dolu olduğunu, bu kanunlarla erkekler potansiyel suçlu olarak görülürken kadınların masumlaştırıldığını, ancak evlilik müessesesinde her iki tarafında kusurunun olabileceğini belirterek bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini belirtmiştik. (Bakınız Boşanmalar: Teşhis Doğru Tedavi Yanlış; Anayasa Mahkemesinin Sürekli Nafaka Hususundaki Kararı: Takdir Sizin; Devlet mi Zengin Erkekler mi?…

23/03/2019

Dünya üzerinde Müslümanlar kadar zulüm gören ancak Müslümanlar kadar kendisine zulmedenleri besleyen başka bir topluluk görmek herhalde imkânsızdır. Doğu Türkistan’dan Yemen’e, Afganistan’dan Irak’a, Kafkaslardan Suriye’ye kadar hemen her coğrafyada zulüm ve işgal altında bulunmalarına rağmen adeta celladına aşık olmuş gibi düşmanlarını kendi eli ile besleyen, kendisine sıkılan kurşunun parasını yine kendisi ödeyen başka bir millet maalesef yok. İbni Haldun yaklaşık 1.000 yıl önce yazdığı eserinde “yenilenler yenenleri taklit eder” buyurmuş. Öyle ki bu durum Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz tarafından bir hadisi şerifinde “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/ kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.” Sahabeyi Kiram Efendilerimizin "Ya Resûlellah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?" diye sorması üzere Efendimiz (S.A.V)…

23/03/2019

Bundan yaklaşık 4 sene önce kıdem tazminatı fonunun kurulmasının önemi, bunun kamu mali yönetimine ve hazine borçlanmasına etkisi hakkında bir yazı kaleme almıştık. Söz konusu yazımızda asgari ücretten dahi hesaplansa söz konusu fonda birikecek olan para miktarının nema hariç nominal tutarının yaklaşık 16 yıldır yürürlükte olan ve onca devlet desteğine ve zorunlu katılım uygulamalarına rağmen, Bireysel emeklilik sisteminde mevcut birikmiş tutarı çok daha kısa sürede yakalayacağını hesaplamıştık. Bazı kısımları tekrar olma pahasına olsa konunun önemi nedeniyle bir kez daha değinmekte yarar gördük. 2003 yılı sonu itibari ile başlayan, onca teşvik ve otomatik zorunlu katılım olmasına karşılık bireysel emeklilikte katılımcı sayısı 16 yılda ancak 7 milyona ulaşırken, fonda biriken para miktarı nemaları dâhil ancak 111,2 milyar TL olması öngörülmektedir. Ocak 2019 rakamlarına göre 4857 sayılı iş kanununa diğer bir deyişle SGK’nın…

26/02/2019

Hazine Borçlanmasında Yeni Arayışlar: Katılım Bankalarından Borçlanma 1983 yılında 8. Cumhurbaşkanımız rahmetli Turgut ÖZAL ile Türkiye gündemine giren ve aradan geçen 36 yıl içinde artık hemen herkes tarafından varlığı ve gerekliliği kabul edilen katılım bankaları, ülke ekonomisine çok büyük katkılarda bulunmaktadır. Katılım bankaları kuruldukları tarihten itibaren hem körfez sermayesi başta olmak üzere yabancı sermayenin yurtiçine çekilmesinde hem de faizsiz finans sistemi ile dinimizin açıkça haram kıldığı faizden kaçınan ve bu nedenle paralarını yastık altında tutan milyonlarca kişinin bu birikimlerinin ekonomiye kazandırılmasında büyük katkıda bulunmuştur. Aynı şekilde borçlanan kişiler açısından bakıldığında da faizden kaçınan milyonlarca kişinin de helal yoldan borçlanmasına da imkân sağlamıştır. Mevcut bankacılık sistemine alternatif bir finansman sisteminin ekonomimize entegre olmasıyla; sermaye piyasamızın derinliğinin artmış, sermaye piyasasında rekabet yükselmiş, bu sayede dolaylı da olsa faizlerin düşmesine ve ekonomimizin gelişmesine…

19/01/2019

2016 yılının şubat ayında yani hain darbe girişiminden yaklaşık 5 ay önce kaleme aldığım “Dostu İncitmek” başlıklı yazımızı o dönem için FETÖ’cü hainlerin devlette çok etkin olmasına karşılık devletin kendini koruma refleksi ile tüm cemaat ve grupları dışlaması nedeni ile kaleme almıştık. FETÖ’cü hainlerin devlette kılıktan kılığa girerek kendilerini korumasına karşılık dışlanan ve hor görülen kesimin hükümete esas desteği veren ehli-sünnet cemaatler olduğunu belirtmiştik. Devlette esas olanının liyakat ve sadakat olduğunu, bu iki unsur yoksa birilerinin belli grup veya cemaate bağlı olması nedeniyle bir yerlere getirilmesinin yanlış olduğunu, ancak nasıl ki birilerinin sırf belli bir gruba üye olması nedeniyle bir yerlere getirilmesi yanlış ise devlete sadakati ve liyakati tam olmasına karşılık bireylerin sırf bir cemaate bağlı olmasından dolayı dışlanmasının ve görevden alınmasının da yanlış olduğunu ifade etmiştik. 15 Temmuz darbe…

UA-126688084-1