19/01/2019

2016 yılının şubat ayında yani hain darbe girişiminden yaklaşık 5 ay önce kaleme aldığım “Dostu İncitmek” başlıklı yazımızı o dönem için FETÖ’cü hainlerin devlette çok etkin olmasına karşılık devletin kendini koruma refleksi ile tüm cemaat ve grupları dışlaması nedeni ile kaleme almıştık. FETÖ’cü hainlerin devlette kılıktan kılığa girerek kendilerini korumasına karşılık dışlanan ve hor görülen kesimin hükümete esas desteği veren ehli-sünnet cemaatler olduğunu belirtmiştik. Devlette esas olanının liyakat ve sadakat olduğunu, bu iki unsur yoksa birilerinin belli grup veya cemaate bağlı olması nedeniyle bir yerlere getirilmesinin yanlış olduğunu, ancak nasıl ki birilerinin sırf belli bir gruba üye olması nedeniyle bir yerlere getirilmesi yanlış ise devlete sadakati ve liyakati tam olmasına karşılık bireylerin sırf bir cemaate bağlı olmasından dolayı dışlanmasının ve görevden alınmasının da yanlış olduğunu ifade etmiştik. 15 Temmuz darbe…

08/11/2018

Arap baharından bu yana Ortadoğu, 17-25 Aralık 2013 yılından beri ise ülkemiz maalesef istenmeyen siyasi ve sosyal çalkantıların içinden geçmektedir. Arap baharı ile Yemen’den, Suriye’ye, Mısır’dan Libya’ya kadar bir çok İslam coğrafyası ateş altında kavrulmaktadır. Ülkemiz ise bir yandan daha düne kadar dini bir cemaat olarak bildiğimiz, hepimizin ya kendisinin ya bir tanıdığının doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki kurduğu bir yapının kendi özel menfaatleri doğrultusunda devlet sistemine verdiği zararı ortadan kaldırmaya çalışırken, diğer yandan terör belasının çözüm sürecini istismar etmesi sonucu oluşan acı tabloyu tersine çevirmeye çabalamaktadır. Terör, Türkiye’nin yaklaşık 30 yıllık sorunu, ülkemize birçok maddi ve manevi zarar verdi ve hala da vermektedir. En çok zarar verdiği kesim ise maalesef haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürt vatandaşlarımız.  Ancak terör belasından çok daha önemli ve çok daha büyük tehlike belki…

08/11/2018

İl ve İlçelerin Yeniden Yapılandırılması Bilindiği üzere ülkemizde ilçeler, Türkiye'de illerden sonraki gelen idari bölümlerdir. Her il birden fazla ilçeden oluşmaktadır. İl merkezleri de bir ilçe oluşturmakta olup il merkezleri merkez ilçe olarak adlandırılmaktadır. Büyükşehir belediyesi olan il merkezleri ise birden fazla merkez ilçeden oluşmaktadır. Türkiye'de 1999 yılında Düzce'nin il olması ile beraber 81 il ve bunlara bağlı toplam 919 ilçe bulunmaktaydı. 2013'den sonra bu sayı 957'ye çıkmıştır.   Ülkemiz idari teşkilatlanmasına önemli bir yeri bulunan il ve ilçeler 10.06.1949 tarih ve 5442 sayılı İl İdare kanununa göre faaliyet göstermektedirler. Söz konusu kanunun 2 inci maddesinde il ve ilçe kurulmasının, kaldırılmasının, adlarının değiştirilmesinin, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesinin kanun ile olacağı açıkça hükme bağlanmıştır.  “Madde 2 – İl, ilçe ve bucak kurulması, kaldırılması, adlarının, bağlılıklarının, merkez ve sınırlarının belirtilmesi ve değiştirilmesi aşağıda gösterilen şekilde yapılır:  A)     İl…

08/11/2018

Ülkelerin kalkınmasında önemli rol oynayan üniversiteler bilimin üretildiği, bunun toplumla ve insanlıkla paylaşıldığı, insanların hayata bakış açılarının şekillendiği en önemli kurumlar arasında yer almaktadır. Bugün itibari ile ülkemizde üniversitesi bulunmayan ilimiz kalmamış ve kurulmuş olan üniversite sayısı 206’ya ulaşmış bulunmaktadır. İlk bakışta göze hoş gelen bu durum aslında bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu yazımızda üniversitelerin içinde bulunduğu duruma kısaca değindikten sonra neden üniversitelerde konsolidasyona gidilmesi gerektiği hususunu irdelemeye çalışacağız.   Üniversitelerimizin Tarihsel Gelişimi Ülkemizde klasik anlamda üniversite diyebileceğimiz kurumların tarihi Büyük Selçuklu Devletinin ünlü veziri Nizam-ı Mülk’e kadar götürülebilse de modern anlamda ilk üniversite 19. yüzyılda Darül Fünun’un kurulması ile ortaya çıkmıştır. Bazı yazarlara göre ise, Osmanlı döneminde modern anlamda ilk üniversite, Osmanlı Donanmasının ıslahı için açılmış olan ve bugünde İstanbul Teknik Üniversitesinin kökenini oluşturduğu varsayılan, Mühendishaneyi Bahri Hümayun ile…

04/11/2018

Günümüzde vergi hususunda kayıp kaçak denilince hemen özel sektörde çalışan kurum ve kişilerin yapmış olduğu yanlışlıklar akla gelmektedir. Ancak, acaba devlet kendi kurum ve kuruluşları ile çalışanlarının vergilendirmesinde mevzuat hükümlerini tam olarak uygulayabiliyor mu? Diğer bir deyişle vergi kaçaklarını hep dışarıda ararken acaba devlet kendi ödemelerinde kayıp kaçağı önleyebiliyor mu? Bu soru, gönüllü uyum, adalet ve eşitlik kavramlarının topluma yerleşmesinde çok önemli cevaplar arayan bir sorudur. Çünkü devlet bünyesinde çalışanların devlet koruması altında çalışırken iş güvenliği olmayan özel sektör çalışanlarına karşı zaten avantajları bulunmaktadır. Bunun üzerine mevzuat hükümlerine uyulmaması nedeniyle bir de hak etmedikleri bir ödeme yapılması, vatandaşlarda devlete olan güveni ve adalet duygusunu azalttığı gibi devletin mali yapısının bozulmasına da neden olmaktadır. Burada kastettiğimiz husus devlet memurlarının maaşlarındaki unsurların birçoğunun vergi ve sosyal güvenlik priminden muaf olması nedeniyle meydana…

UA-126688084-1